Allah İle Kulun Arasında Ayıran Herkes Bölücüdür

Başakşehir Belediyesi Aralık Ayı Kültür Sanat söyleşilerine katılan Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç, ”Bu toplumu birleştirmenin tek harcı tevhid ehliyle insanları birleştiren İslam tasavvufudur. Bunun dışında Allah ile kulun arasında ayıran herkes bölücüdür” dedi.

Başakşehir Belediyesinin Muhsin Ertuğrul Tiyatro salonunda düzenlediği, “Mevlana ve Dünyadaki Yansımaları” konulu söyleşi programına katılan ve İslam’da tasavvuf düşüncesi üzerine yaptığı akademik çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr Mahmut Erol Kılıç, Hz. Mevlana’nın bu topraklarda İslam düşüncesinin yerleşmesine yaptığı katkıları anlattı.

Prof. Dr. Kılıç, ”Hz. Mevlana İslam düşüncesi içinde çok önemli bir figürdür. Bizim coğrafyamızda İslam düşüncesinin yerleşmesine yaptığı katkılar ve besleyici düşünceleri ile bu topraklara çok güçlü tohumlar attı. Anadolu İslam’ı genel anlamda tasavvufi İslam’dır. Erenlerin suladığı erenlerin süzgecinden geçen bir İslam’dır. Osmanlı yönetici, askeri ve ilmiye sınıfı içinde düşüncelerine en fazla atıfta bulunulan düşünürün Hz. Mevlana olması ve bugün ölümünün 739 yılında onu düşünceleriyle anmamız, bize onun bıraktığı mirasın büyüklüğünü gösteriyor” dedi.

‘’Ölüm yeniden başlangıçtır’’
“Düğün Gecesi” anlamına gelen Şeb-i Arus’un ölümle ilgili bir kavram olmasına rağmen kutlanmasının tezatlığını da anlatan Prof. Dr. Kılıç, ”Ölüm yaşamın sona ermesidir. Yani bir trajedidir. Peki nasıl oluyor da ölüm kutlanılan bir gün oluyor? Tasavvuf inancına göre ölüm bir son değil bir başlangıçtır. Ölüm kötü bir sıfatla anılacak bir şey değil, uzun süredir ayrı düştüğü yaratıcına kavuşma anıdır. Yani emanetin aslına rücu etmesidir” diye konuştu.

‘’Mevlana Şems’le tanışınca sahip olduğu tüm ünvan ve sıfatları bırakıyor’’
Şems’le tanışınca hayatında büyük bir değişim başlayan ve bunu eserlerinde “tüm bildiklerim alt üst oldu’’ şeklinde dile getiren Hz. Mevlana’nın Şems’le tanışma anını bir “doğuş süreci olarak ele alan Prof. Dr. Kılıç, ”Hz Mevlana’nın Şems’le tanışması kırk yaşlarına rastlıyor ve tanıştıktan sonra Hz. Mevlana içinde yaşadığı toplumun kendisine verdiği tüm sıfatları ve ünvanları bırakıyor. Kafasındaki sarığı çıkarıyor. Kendisini Allah ile arasında engel olacak her şeyden kurtarıyor. Ve tüm hayatını yaratıcıdan gelen bir ses ya da bir işaret bulma umuduna harcıyor” dedi.

‘’Elinde metre onun bunun ibadetini ölçen dindar tipi ortaya çıktı’’
Hz. Mevlana’nın bu topraklarda yaşamış çok büyük bir arif olduğunu belirten ve toplumda ariflere gösterilen saygının uygarlığın gelişmesine yaptığı katkıyı anlatan Prof. Dr. Kılıç, ”İslam medeniyeti ariflerinin kıymetini bildiği zamanlarda içindeki hoşgörüyle birlikte yükselip dünya medeniyeti haline geldi. O İspanya Kralı oğlunu tıp eğitimi alsın diye Afganistan’ın Belh şehrine gönderecek kadar güçlü bir medeniyetti. İslam toplumu ariflerinin kıymetini bilmediği zamanlarda ise kısırlaştı. Kendi içinde hapsoldu. Elinde metre alıp onun bunun ibadetini ölçen, biri bir yanlış yapsa da onu cehenneme nasıl gönderirim şeklinde düşünen dindar tipinin ortaya çıktığı bir dönem yaşıyoruz” şeklinde konuştu.

Bu habere ekleyebileceğiniz bir görüşünüz var mı? İsterseniz, yorumlar kısmına ekleyebilirsiniz.

Yorumlar