Altınok Öz; Büyük Zafer Kutlu Olsun!

Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilip, Sevr Antlaşması’nın imzalanması, Ordu’nun dağıtılması Osmanlı Devleti’nin fiilen işgali ile başlayan süreç 30 Ağustos günü askeri zaferle noktalanmıştır. “Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş”ken Anadolu’nun işgale yanıtı gecikmemiştir. Şerife Bacı, İpsiz Recep, Erzurumlu Kara Fatma, Kartallı Kâzım, Topal Osman Ağa, Kılavuz Hatice, Sütçü İmam, Antepli Şahin Bey, Tayyar Rahime, Kara Yılan, Telgrafçı Hamdi Bey, Yörük Ali Efe, Gizzik Duran, Halime Çavuş… ve daha nice isimsiz kahraman işgale başkaldırmıştır.

Kimi erkek sansınlar diye saçını kazıtıp cepheye koşmuş, kimisi 12 yaşında onbaşı olup cepheden cepheye koşmuş, kimi İnebolu İstiklâl Yolunda yavrusu kucağında ölürken, kazağını mermiye örtmüş, kimi kocasıyla sırt sırta Akhisar’ı savunurken şehit düşmüş, kimi kocasından son yadigarı küpesini satarak aldığı silahla dağlara çıkmıştır. Kimi Osmaniye’de, kimi Tarsus’ta, kimi Antep’te, Urfa’da, Erzurum’da, Domaniç’te, İnönü’de, Sakarya’da, Kocatepe’de, Dumlupınar’da… vatanı için çarpışmıştır. Kimi şehit, kimi de gazidir. Öyle şehitler vardır ki, mezarı bilinmez. Gazileri ya maaşı reddeder, ya Kızılay’a bağışlar. Çete Emir Ayşe’nin dediği gibi; ellerindeki en değerli hazine Atatürk’ün göğüslerine taktığı İstiklâl Madalyasıdır. Onlar Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası ne han sahibi olmuşlardır, ne hamam. Nazım’ın “…kavgadan önce Kartal’da bahçıvandı, kavgadan sonra Kartal’da bahçıvan” diye tanımladığı Kuvayı Milliye kahramanı Kartallı Kâzım gibi…

İşgale karşı yerelde başlayan direniş, halkın fedakârlıklarıyla yokluklardan kurduğu orduyla bütünlenmiştir.

“Duydum ki Kemâl’in askeri çıplakmış. Allah şahidimdir üzerimdekinden başka çamaşırım yok. Çoraplarımı getirdim. Şimdi yıkadım, temizdir. Aha bunlarda çarıklarım. Haydi kolay gelsin!” diyerek çıplak ayak çekip giden Emirdağ’ın delisi Battal’ın, 7-8 Ağustos 1921’de yayımlanan Tekalif-i Milliye (Milli Yükümlülükler) Emirleri sonrasındaki bu tavrı, fedakârlığın boyutunu anlatmaya yeterlidir.

Atatürk’ün anlatımıyla “Saltanat ve Hilafet makamını işgal eden Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta”dır. Mustafa Kemâl ve arkadaşları için idam fermanı çıkartmış, Milli Mücadeleyi bastırmak için ordu bile kurmuştur. Aynı süreçte Milli Mücadele’ye karşı isyanlar da çıkarılmıştır. İşte böylesi bir süreçte Türk Ulusu, Başkomutan’ını seçmiş, bağrına basmış, her türlü fedakârlıkla Ulusal Ordu’yu kurarak Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı vermiştir. Ulusun gücü Mustafa Kemâl’in dehasıyla birleşince 30 Ağustos’ta askeri zafere ulaşılmıştır.

Askeri zafer Kemalist Devrim’i getirmiş, 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilân edilmiş, egemenlik asıl sahibine verilmiştir. Bu büyük zafer Türklerin efendisi olmak isteyen emperyalistlere de 23 Temmuz 1924’de Lozan’da onaylatılmıştır.

Atatürk Tam Bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla olacağını belirterek; “Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferler ile taçlandırılamazlarsa elde edilen zaferler kalıcı olamaz” demiştir. Atatürk’ün Devletçi, Ulusal Ekonomik Programı ile, yokluklar içindeki Türkiye 15 yılda kalkınma rekorları kırmış, askeri bağımsızlığını ekonomik yönden de perçinlemiştir.

30 Ağustos 1922’de modern emperyalist ordulara ‘kara sabanın gücü’nü kabul ettiren, “Ulusun bağımsızlığını kurtaran”, “yine Ulusun inanç ve kararlılığı”dır. Bugün de milli birlik ve beraberlikle tüm güçlüklerin üstesinden gelmesini biliriz.

Mazlum uluslara da örneklik etmiş, emperyalizme karşı verilen en haklı, en ahlâklı savaş olarak tarihteki şanlı yerini almış Ulusal Kurtuluş Savaşımızın tüm şehit ve gazilerini rahmetle, saygıyla anıyor, Ulusumuzun Bayramını içtenlikle kutluyorum.

Op.Dr.Altınok ÖZ
Kartal Belediye Başkanı

Bu habere ekleyebileceğiniz bir görüşünüz var mı? İsterseniz, yorumlar kısmına ekleyebilirsiniz.

Yorumlar