TFF’yi mahkemeye veren Terim: Sporu değil getirdiği başarıları seviyoruz

Türkiye Futbol Direktörlüğü görevine temmuzda son verilen Terim, yargıya taşınan sözleşme hakkında konuştu. Terim “Her Türk vatandaşının sahip olduğu hak gibi yargıya başvurabilirim. Başvurdum, sonuçlarını bekleyeceğiz” dedi. Spor kültürünü de eleştiren Terim “Spor yapmayı sevmiyoruz. Sporu değil getirdiği başarıları seviyoruz” diye konuştu.

Sputnik’te yer alan habere göre Türkiye Milli Futbol Takımı’nın eski teknik direktörü Fatih Terim, Cumhurbaşkanlığı himayelerinde Uluslararası İş Birliği Platformu tarafından organize edilen 8. Boğaziçi Zirvesi’nde ‘Futbolda neden zirve değiliz’ başlıklı panelde değerlendirmelerde bulundu:

(Teknik direktörlüğü görevine 26 Temmuz’da son verilmesinin ardından yaşanan sözleşme ve tazminat krizine ilişkin) Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ile bir sözleşme var. Sözleşme gereği olan şartlar yerine gelmezse ben de her Türk vatandaşının sahip olduğu hak gibi yargıya başvurabilirim. Başvurdum ve sonuçlarını bekleyeceğiz.

Ülkemize ait bir spor kültürümüz yok. Bunu kabul etmeliyiz. Toplum olarak spor yapmayı sevmiyoruz. Biz yetişkinler yapmadığımız gibi, çocuklarımıza da yaptırmıyoruz. Burada hemfikiriz. Okullarda spora ayıran saatlere bakmamız lazım. Şehirlerimiz de ve beldelerimizde de spora ayırdığımız alanlara bakmamız lazım. Bu üzerinde durduğum iki konu üzerinde yıllardır büyük aşama kat etmemize rağmen uluslararası alanda geri olduğumuzu rahatlıkla belirtebiliriz.
Biz sporu değil sporun getirdiği başarıları seviyoruz. Biz taraftarlığı seviyoruz. Üstelik sadece kazanmayı istiyoruz. Hayatın her alanında olduğu gibi, emek vermeden sonuç almayı istiyoruz. Şimdi sorunu anlayabilmek, çözüm önerileri üretebilmek için duruma sadece spor olarak mı bakmak lazım yoksa dürüstçe büyük resmi mi değerlendirmek lazım bir düşünelim. Sizce spor, yaşadığımız hayatın genel akışından ve düzeninden farklı olabilir mi? Olursa da ne kadar olabilir sorgulayarak başlamak lazım bence.

Bakın maalesef toplumumuzda iki önemli duygu körelmiş vaziyette: Güven ve takdir. Bu sebeple insanların iyi ve başarılı yönlerini değil eksik ve hatalarını görüyor, bunları ön plana çıkarıp insanları yerden yere vurmaya bayılıyoruz. Takım çalışması, birlikte üretme kültürü, bir üretimin parçası olma mutluluğu bizim toplum olarak zayıf olduğumuz alanlar.

Bir başka sorunumuz ise sporu herkesin çok iyi bilmesi. Kuşkusuz spor, herkesin kendini ‘üstat’ gördüğü bir konu, üretmemiş, okumamış, çalışmamış, hiçbir başarısı olmayanların ahkam kestiği, estiği, gürlediği, yıktığı bir alan. O nedenle bu söylediklerimin ışığında gelin bundan sonra anlatacaklarıma bir kitap diye bakalım. Eğer sizlere kısaca bahsedeceğim başlıklar ilginizi çekiyorsa birlikte bu kitabı yazmak ve birlikte okuyup uygulamak için yola çıkalım.
Şikayet etmek, söylenmek için demiyorum ama sporun endüstriyel bir hal alması sonrası kaybolan bir amatör ruh, destek olma arzusu, keyif unsuru ve sporun skora, ödüle ve başarıya odaklı bir branş olduğuna dair negatif tutumlar hepimizi yoldan çıkarabiliyor. Bu da toplumsal iki soruna neden oluyor: İşte konuşmamın başında da ifade ettiğim güven ve takdir duygusu eksikliğine.

Bu habere ekleyebileceğiniz bir görüşünüz var mı? İsterseniz, yorumlar kısmına ekleyebilirsiniz.

Yorumlar