Nazlı Ilıcak: Hakkımda istenen ceza sanık askerlerle aynı, “Kaderde bu da varmış” demekten başka çarem yok

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki cunta yapılanması tarafından düzenlenend darbe girişimi sonrası tutuklanan gazeteci Nazlı Ilıcak, Yeniçağ yazarı Burhan Ayeri’ye mektup yazdı. Mektubunda “Kaderde bu da varmış’ deyip sabretmekten başka çarem yok” diyen Ilıcak, sözlerinin devamında hakkında istenen cezanın, sanık askerlere istenen ceza ile aynı olduğunu hatırlattı.

Burhan Ayeri’nin bugün (31 Aralık 2017) “Nazlı Ilıcak’tan mektup var” başlığıyla yayımlanan yazısı şöyle:

Yenilerin 6. His eskilerin hissikablelvuku dediğine inanır mısınız? Daha dün yazdığım “Hiç cezaevi koğuşu gördünüz mü?” başlıklı yazımın olduğu Yeniçağ masamın üstünde dururken kapı çaldı. Karşımda hoş bir bayan. Boynunda çantası, elinde bir mektupla adımı sordu. İmza karşılığı o zarfı bana teslim etti. Postacı hanım “Bu Nazlı Ilıcak, bildiğimiz Nazlı Ilıcak mı?” dedi. Evet’le beraber ekledim; “Uzun yıllar birlikte çalıştık”.

Bakırköy Kadın Cezaevi’nden yollanan zarfı açınca, ilk dikkatimi çeken sayfalardaki “T.C. Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumu -mektup okuma- Görüldü/Tarandı” yazıları olan mühürlerdi. Doğrusunu söylemek gerekirse, hüzünlendim. Hayat dolu, cıvıl cıvıl bir insanın bu duruma geleceğine inanmak çok zor. Düşünün Nazlı Hanım’la tanışmam ve birlikte çalışmamın üzerinden tam 42 yıl geçti.

Kendisini iyi tanıdığımı zannediyorum. Tercihleri kendine özel ama hiçbir zaman bu ülkenin aleyhine faaliyette bulunacağına inanmam. Hele “darbeden yana olmak” fıtratında yok. Eski Demokrat Partili bir babanın kızı. Darbe sonucu pederine yapılanları hiçbir zaman unutmadı. Bütün içtenliğimle itiraf etmeliyim ki, bir an önce tahliyesi için dua ediyorum. Kaldı ki, o bir büyükanne. Bundan sonraki hayatını torunlarına kol-kanat olmakla geçirmeli. Kaleme aldıklarım en samimi temennim.

Herhalde mektupta yazdıklarını merak ediyorsunuzdur. İçinde hiçbir suç unsuru yok. Şanssızlığı, isnat edilen suçların yapıldığı programın 15 Temmuz kalkışmasından bir gün önce gerçekleşmesi. Mektupta sadece kendini savunmakta. Bölüm aralarına başlıklar ilave ettim. O da okuma kolaylığınız için:

“Yasağım yeni kalktı”

23 Aralık 2017

Sevgili Burhan Ayeri,

Aylar önce bir yazında, benim için üzüldüğünü yazmıştın. O tarihte mektup hakkım yoktu; sana teşekkür edemedim. Mehmet Ali’nin haşarılıklarından da bahsetmiştin. Çok hoşuma gitmişti.

Benim hem avukat, hem de mektup kısıtlılığım daha yeni kalktı. Cezaevinde kalmak zor ama olağanüstü hâl döneminde daha da zor. ‘Kaderde bu da varmış’ deyip sabretmekten başka çare yok.

Sana durumumu kısaca özetlemek isterim. Ben FETÖ terör örgütü üyesi olduğum iddiasıyla tutuklandım. Bu suçlama yeterince korkutucu ve dehşet vericiydi. Sonra, Ahmet Altan’ın konuk olarak katıldığı ve Mehmet Altan’la birlikte yaptığımız Can Erzincan Televizyonu’nda 14 Temmuz 2016’daki program dolayısıyla her üçümüz asli fail ilan edildik. ‘Darbeyi biliyordunuz, darbe olsun istiyordunuz’ gerekçesi ileri sürülerek bu defa asli fail ilan edildim. Hakkımda istenen ceza sanık askerlerle aynı; ‘ağırlaştırılmış müebbet’. Oysa 14 Temmuz’daki programı yöneten ben olduğum için, hiç konuşmadım denilebilir. Ne ağzımdan darbe lafı çıktı, ne de darbeye övgü. Sen zaten, 27 Mayıs’tan beri benim darbelere karşı tavrımı bilirsin. O programda Ahmet Altan, EMASYA’nın yeniden canlandırıldığını, sivillerin gene askerlere bağlanacağından bahisle, kriz bölgelerinde böyle bir uygulamanın, darbeye giden taşları döşediğini belirtti. Sivil iktidarı uyardı. Ayrıca ben, bugünkü hukuk dışı uygulamalardan söz edip, Menderes ve Tahkikat Komisyonu’nu hatırlattım. Menderes’in kitlelerde hayranlık uyandırmasına rağmen bu komisyon dolayısıyla hâlâ eleştirildiğini söyledim. Suçlandığım programda iki defa çok farklı bağlamda ‘darbe’ lafı geçtiği için buna zemin hazırlamakla suçlanıyoruz. Aynı programda iki yıl sonra seçim olacağından söz ediyoruz. Meral Akşener’in kuracağı partinin ilgi toplayabileceğini söylüyoruz. Amma hakkımızda karar verilmişse elden ne gelir.

Açıklık yok

Savcının esas hakkındaki mütalaasında benimle ilgili bölümde hangi cümlelerim ya da attığım hangi tivitlerin darbe çağrıştırdığına dair açıklık da yok.

Bizim dosyada TCK 309’la suçlanıyoruz. Yani şiddet ve cebir kullanarak anayasal rejimi değiştirmek. Ben neden laik, demokratik cumhuriyete karşı olayım? Niçin bir molla rejimini isteyeyim? Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin verdiği önemli bir karar var. Burada 309. madde uygulanması için ‘cebir ve şiddet gerekli’ dendikten sonra cebirin maddi cebir olduğunun altı çiziliyor.

Hukukun üstünlüğü

309, TBMM’ye ilk defa ‘cebir ve tehdit kullanarak’ şeklinde gelmişti. CHP ve Ak Parti birlikte bunu CEBİR ve ŞİDDET yaptılar. Değişiklik önergesinin gerekçesinde aynen şöyle deniyordu; ‘Anayasada güvence altına alınmış olan ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında kullanılan hakların Anayasayı ihlal suçu kapsamında değerlendirilemeyeceğinin daha açık bir şekilde vurgulanması ve bu bakımdan ortaya çıkabilecek tereddütlerin giderilmesi için böyle bir değişiklik gerekli görülmüştür’.
Şu gelinen noktaya bakın! Mahkemem karara kaldı; 12 Şubat’ta. Sevgiler, iyi seneler Nazlı Ilıcak”

Bu habere ekleyebileceğiniz bir görüşünüz var mı? İsterseniz, yorumlar kısmına ekleyebilirsiniz.

Yorumlar