Merdan Yanardağ CHP’nin kurultayını analiz etti: Kendisine inancını yitiren parti

Tele 1 genel yayın yönetmeni ve ABC Gazetesi yazarı Merdan Yanardağ, CHP’nin kurultay sürecini değerlendiren bir yazı yazdı.

İşte Yanardağ’ın değerlendirmeleri:

Kurultay sürecini yaşayan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) siyaset ve dolayısıyla muhalefet yapma tarzı hakkında bir tartışma yapmanın tam zamanı diye düşünüyorum. Dostça bir tartışma ve yapıcı bir eleştirinin, eğer karşılıklı olarak hakkı verilebilirse CHP’ye zarar vermeyeceğine, tam tersine katkıda bulunacağına inanıyorum. Böyle bir tartışma yapmanın önemi de nedeni de açıktır; CHP hiç kuşkusuz dinci-faşizan bir diktatörlüğe doğru sürüklenen Türkiye’nin en önemli partisidir. Önemlidir çünkü; bu süreklenişi durduracak en büyük potansiyele, güce, tarihsel köklere ve örgütsel yapıya sahip parti CHP’dir. Muhalefet alanının amiral gemisidir.

Bu nedenleri çoğaltabiliriz, ama gerek yok sanırım. O nedenle hızla konumuza girelim; CHP’nin siyaset ve muhalefet yapma tarzındaki temel sorunu şudur; ana muhalefet partisi sağcı-muhafazakar eleştirinin ağır etkisi altında rota belirlemeye çalışıyor. Derin bir özgüven yitimi ve tuhaf bir suçluluk kompleksinden kaynaklandığını söyleyebiyeceğimiz bu hastalıklı tutumdan kurtulmadan, CHP’nin etkili bir muhalefet hattı geliştirmesi çok zordur.

CHP yönetimi, kendi sözünü ve hangi siyasal hedefler için mücadele ettiğini değil, öncelikle sağcı-dinci parti ve çevrelerin kendisi hakkında ne söylediğine bakarak, dolayısıyla sürekli savunma hattında kalan bir siyaset yürütüyor. Aynı tutumun bir sonucu olarak, kendisini adeta cumhuriyetin bütün kötülüklerinin sorumlusu gibi görüyor. Durum böyle olunca, dosta düşmana da değiştiğini kanıtlamaya çalışıyor.

Oysa, söz konusu gerici eleştirinin hiçbir gerçekliği ve önemi bulunmuyor. Çünkü, yakın zamana kadar liberallerin de desteğini alan bu eleştirilerin esası yalana, demogojiye ve tarihsel gerçeklerin çarpıtılmasına dayanıyor. Bir kara propaganda olmanın ötesine geçemiyor. Ancak, durum böyle olmasına karşın, bu gerçek bir türlü anlatılamıyor.

Bu “anlatamama” halinin nedeni beceriksizlik değildir. Nedeni, siyaset ve muhalefet yapma tarzındadır. Dolayısıyla bu ‘tarz-ı siyaseti’ değiştirmeden söz konusu gerçeği etkili, sonuç alıcı ve iktidar çevrelerini sarsacak şekilde ortaya koymak da mümkün değildir.

Yapılacak ilk iş, bu sahte eleştiri ve kara propagandaya hiçbir şekilde pirim vermemek, kendi işine bakmaktır. Savunma çizgisi yerine saldırı tutumunu esas almaktır. Unutmayın ki, CHP bu ülkenin yönetiminde 70 yıldır tek başına bulunmuyor. Dolayısıyla, çarpık sanayileşmenin, gecekondulara boğulan çağ dışı kentleşmenin, derin gelir adaletsizliğinin, ortalama eğitim düzeyinin 4 yılda kalmasının, toplumun yeniden ortaçağ karanlığına gömülmesinin birinci dereceden sorumluluğunu taşımadığı açıktır.

Bu karalık tablonun sorumlusunun emperyalizmin işbirlikçisi, Amerikancı milliyetçi sağ ve onların gölgesinde büyüyen dinci partiler olduğunu hiçbir zaman unutmamak gerekiyor.

Öte yandan AK Parti, yıllardır iktidardaki muhalefet partisi gibi davranıyor. Liberal ve gerici medya yıllardır devletin bütün kötülüklerinin sorumlusu olarak CHP’yi, hatta solu gösteriyor. İşin garip tarafı, CHP izlediği muhalefet yapma tarzıyla bu iddiayı örtülü beçimde adeta kabul ediyor. Kendisini devletin sahibi sanıyor.

Oysa biliyoruz ki, devlette on yıllardır CHP’li bir üst düzey bürokrat, hatta bir başkomser ya da bir okul müdürü bulmak bile zor. Dolayısıyla CHP öncelikle yaklaşık 30 yıldır içine sürüklendiği bu ruh halinden, Cumhuriyet döneminin bütün kötülüklerinden sorumlu olduğuna ilişkin tuhaf kompleksten kurtulmalıdır.

CHP atak, kapsamlı ve net bir karşı söylem geliştirmeli, ideolojik ve entelektüel inisiyatifi yeniden ele geçirmeye çalışmalıdır.

KENDİSİNE İNANCINI YİTİREN PARTİ

CHP’nin en büyük örgütsel ve siyasal sorunu ise, bu partiye oy veren yurttaşların beklentileri ile parti yönetiminin siyaset tarzı ve önde gelen kadrolarının iprofili arasındaki mesafenin bir uçuruma dönüşmüş olmasıdır. CHP kavga edilmesi gereken yerde uzlaşma aramaktadır. Oysa bugün uzlaşmaya değil, mücadele etmeye ihtiyaç var. Uzlaşma halkla sağlanmalı, muhafazakar ve merkez sağdaki seçmene güven verilmeye çalışılmalıdır.

Örneğin; ülke iç savaşa doğru sürüklenir ve CHP’nin de içinde yer aldığı toplumsal-kültürel havzanın bütün varlık gerekçelerine saldırılırken, “Biz imam hatipleri kuran partiyiz” diyerek muhalefet yapmaya çalışmak, yenilgiyi kabul etmek demektir.

Aynı şekilde, dünyada neo-liberal politikalar iflas etmiş ve kapitalist dünyada Keynesyen politikalara geri dönüş arayışları sürerken, örneğin Batılı sosyal demokrat partiler (İngiliz İşçi Partisi gibi) artık açıkça kamulaştırmayı savunurken, “gerekirse özelleştirme de yapılır” diyen bir muhalefet, bugünün dünyasında “sol” da olamaz, “halkçı” da…

Sağın dilini kullanmak, gerici sermaye partilerinin tezlerini kimi revizyonlarla sahiplenmek, toplumdaki muhafazakarlığa ve liberal şarlatanlığa göz kırpmak, ancak karşı tarafı doğrulamaktır. Dolayısıyla bu tutum, bırakın genel olarak halkı, kendi seçmenin de destek görmeyecektir. Bu muhalefet tarzı dindar ya da muhafazakar yurttaşların size saygı duymasını da sağlamayacak, tam tersine güvensizliğe yol açacaktır.

Kimse CHP’den sosyalist bir sınıf partisi olmasını beklemiyor. Bu gerekmiyor da.. Kuşkusuz CHP bir kitle partisidir. Ancak ideolojik hattı olan (olması gereken) bir kitle partisi. Bu nedenle, bir burjuva demokratik devrimine önderlik eden ve Cumhuriyeti kuran parti (ya da güçlerden biri) olması nedeniyle, CHP’den tuturlı bir aydınlanmacı ve halkçı parti olmasını istemek hakkına da herkes sahiptir.

Yukarıda örnek olarak değindiğimiz iki alandan birini, imam hatip okulları konusunu biraz daha açarak ne demek istediğimi daha iyi anlatacağımı düşünüyorum…

Bu bahiste alınması gereken tutum açıktır; ihtiyaç fazlası ‘imam hatip’ okullarının kapatılacağını, iki yüzlülükten ibaret olan kız imam hatip okullarının (İslamda kadınlar imam da vaiz de olamıyor) tümüyle tasfiye edilerek yerlerine fen ya da teknik meslek liselerinin kurulacağını cesaretle ilan etmektir. Dahası,‘imam hatip’ okullarının Milli Eğitim sisteminin dışına çıkarılarak Diyanete bağlanacağını ve böylece eğitimde birlik ilkesinin yeniden sağlanacağını belirtmektir.

İmam hatiplerin yeniden yapılandırılacak Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlayacağını, bu okul mezunlarının sadece din adamı olabileceğini programına koymaktır. Teoloji eğitimi veren, yani bilimle ilgisi olmayan ilahiyat fakültelerinin de olması gerektiği gibi üniversite sistemi dışına çıkarılacağını ve “İslam enstitüsü” statüsüyle yine Diyanet’e bağlanacağını belirtmektir. Bütün tarikat okulları ve yurtlarının, kaçak Kuran kurslarının ve pansiyonlarının kapatılmasını savunmaktır.

Muhalefet budur. Cumhuriyet karşıtı olmayan muhafazakar ve merkez sağ seçmenin güveni de ancak böyle sağlanır.

Gelelim özgüven ve kendine inanç konusuna… CHP yönetimi cumhuriyetin başlangıç ilkeleri ve kuruluş varsayımlarına sadakat, devrimcilik, halkçılık, laiklik ve kamuculuk konusunda açık bir tutuma sahip değil. Dahası bu yönde bir inancı da yok. Esasında sorun da burada.

Örneğin; bazı partililerin kişisel tutumunu bir yana bırakırsak eğer, CHP özelleştirmelere, yani bu ülkenin ulusal birikimi ve halkın malının yağmalanmasına ilkesel olarak karşı mı değil mi, bilmiyoruz. Parasız eğitim ve sağlık hizmetlerinin kamusal (anayasal) bir görev olması gerektiği konusunda resmi olarak açık bir fikre sahip mi, emin değiliz.

Dış politikada, örneğin Suriye’de Esad’ı mı, yoksa bizim bilmediğimiz demokratik bir muhalefet hareketi var da onu mu destekliyor, yine bilmiyoruz. Rusya konusunda ne düşünüyor, İran ile ilişkilerde bir perspektife sahip mi, belirsiz. NATO konusunda belli bir fikri var mı, kimse bu konuda da bir bilgiye sahip değil. ABD ile ilişkileri nasıl sürdürmek istiyor, belirsiz.

CHP kendisine inancını yitirmiş bir parti durumunda… Bu nedenle önce kendisine olan inancını tazelemelidir. Gerisi gelecektir.

Bu habere ekleyebileceğiniz bir görüşünüz var mı? İsterseniz, yorumlar kısmına ekleyebilirsiniz.

Yorumlar