Prof. Dr. Naci Görür’den İstanbul için alarm: Minimum 7.3 deprem geliyor, şakası yok

Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, Türkiye’nin deprem gerçeğine yönelik önemli açıklamalarda bulundu. Görür, “Baya okumuş yazmış adamlar, oturuyorlar, Ayasofya ibadete açılsın mı açılmasın mı onu tartışıyorlar. Açılsın, her şey olsun, ayrı, ama büyük bir deprem geliyor. Bunu ilan etmişiz, alarm vermişiz. Minimum 7.3 deprem geliyor, şakası yok. İstanbul gibi yapı stokunun yüzde 60’ının zafiyet içinde olduğu bir yerde bunun sonuçları çok büyük olacak.” dedi. Prof. Dr. Naci Görür, Cumhuriyet’ten İpek Özbey’in sorularını yanıtladı. Görür’ün açıklamalarından satır başları şöyle:

“Ne kanal projeniz ne de havaalanı projeniz önemlidir…”

-Depremle ilgili önlem alınmayışının tek sorumlusu bu hükümet değil, bundan öncekiler de öyleydi. O yüzden ‘hükümetler’ ifadesini kullanıyorum. Dedim ki “Hükümetler ne ister? En birinci görevi kendi insanının can ve mal güvenliğidir. Bunun ötesinde önemli bir proje yoktur. Ne kanal projeniz ne de havaalanı projeniz ne de bilmem kaç köprü, yol projeniz bu ülkenin toplu halde depremde can vermesinden önemlidir…” Eğer öyle düşünüyorsanız bilim adamlarından ne istersiniz? Bu ülkede depremler nerelerde olur, deprem kuşaklarında hangi kentlerimiz, köylerimiz, kasabalarımız vardır, ne büyüklükte deprem olur, belli ölçüde ne zaman olur ve olursa ne kadar hasar verir, bunları bilmek istersiniz… Şimdi sokakta kimi yakalasalar, müteahhitlik işini canlandırmak için “Gel sana kredi verelim” diyorlar. Yapsınlar, canlandırsınlar, aferin ama bu konuya kafa yoran bir insan olarak içimden şu geçiyor: “Ya benim aziz devletim, ey benim güzel hükümetim, niye insanlar yıllardır bu depremi beklerken aynı duyarlılığı, aynı bankaları seferber edip, evi göçük haline gelecek insanlara tespit yapıp, sana kredi vereceğiz demiyorsunuz, neden?”

“Afete uğrayan insan da şunu demiyor: Biz ölmeden neredeydiniz?”

-Deprem olduktan sonra oraya gidecek, evini yapacak, aş verecek, çadır götürecek, yardımlar yapacak, oradaki insanların da gönlünü kazanacak. Afete uğrayan insan da şunu demiyor: “Biz ölmeden neredeydiniz?” Halkta da o bilinç yok. Bizim yöneticilerimiz afet yönetimine talip olduğu için risk yönetiminin konuşulmasını istemiyor. Bilim adamlarına sorun, dikkat çektikleri şeyleri yaparsanız depremi durduramazsınız ama zararını azaltırsınız. 10 bin can kaybı vereceğinize belki 100’e indirirsiniz. Peki bu en büyük proje değil midir, niye yapmıyorsunuz, ne bekliyorsunuz?

“Alarm vermişiz, deprem olacak; okumuş yazmış adamlar Ayasofya’yı tartışıyor”

-Baya okumuş yazmış adamlar, oturuyorlar, Ayasofya ibadete açılsın mı açılmasın mı onu tartışıyorlar. Hayatının en azından 20 yılını yoğun olarak deprem araştırmalarına vermiş biri olarak tuhafıma gidiyor. Açılsın, her şey olsun, ayrı, ama büyük bir deprem geliyor. Bunu ilan etmişiz, alarm vermişiz, dünyadaki bütün örgütlerin gündeminde İstanbul’un beklediği deprem var.

-Bize “Devlet dairelerinin, okulların tümü deprem güvenli hale geldi” dediler. Ne oldu? 5 küsurluk depremde ‘güvenilir’ dedikleri binaların çoğu haşat oldu. Minimum 7.3 deprem geliyor, şakası yok. İstanbul gibi yapı stokunun yüzde 60’ının zafiyet içinde olduğu bir yerde bunun sonuçları çok büyük olacak.

“Allah’tan geldi, ne yapalım’ diyemezsiniz”

-Kocaeli’de deprem oldu, 20 bin kişi öldü. Yarın İstanbul’da bunun kat be katı olursa, dönüp, “20 senedir bu adamlar bağırıyor, siz ne yapıyorsunuz” demezler mi? Bunun hesabını nasıl vereceksiniz? “Allah’tan geldi, ne yapalım” diyemezsiniz. 2000’lerin başındaki gibi hareket etseydik, bugün İstanbul’da deprem korkusu çekmeyecektik. Hiçbir şey yapmadınız, yapmıyorsunuz da… Önümüzde Kobe örneği var. 10 yılda deprem güvenli hale getirdiler… Aynı büyüklükte deprem oldu, yıkılmadı. Çok şey yapılabilirdi… Bizimkiler “Yapıyoruz” dediklerini de doğru bir mecrada yapmıyorlar.

“Depremin ne zaman olacağı bilinmez”

-Depremin ne zaman olacağı bilinmez ancak bir periyot olarak söylenebilir. Bilimsel olanı şu: Burada bir fay ve bu fayın bir deprem üretme tekerrür periyodu var. Diyelim ki bu fay üzerinde sen jeolojik ve tarihi dönemde olmuş depremleri araştırıp ortaya koyarsın. Jeolojik dönemde -biz buna paleosismoloji diyoruz- o fayı kesecek şekilde, dik hendekler kazıyoruz, o hendeklerde araştırma yaparak gerçekleşen depremin toprakta, taşta izlerine ulaşıp, o izleri yaşlandırarak ne zaman olduğunu buluyoruz.

(İBB’nin deprem raporu) “Ben olsaydım yayınlamazdım, çok iyimser”

-Mesela İBB’nin yayınladığı deprem raporu var. Ben olsaydım yayınlamazdım. Kaldı ki ben de İBB’nin bilim kurulu üyesiyim. Ama biz seçilmeden bu yayınlanmış oldu. Çok iyimser arkadaşlarımız tarafından yapılmış olmalı. İnşallah onlar haklı çıkar, ben haksız çıkarım ama onların dediği gibi olmayacağından eminim. Basit bir hesap: 1 milyon 600 bin bina var. İstanbul’da bütün ölümlü vakaları gel yüzde 1’e indirelim. Yüzde 99’unda insanların burnu kanamasın. 16 bin bina yapar. Her bina 4 katlı olsun, 64 bin kat demektir. Her kata iki daire koy 128 bin daire… Her daireye 4 kişi koy, 400 binleri geçiyor mu? Yüzde 1 fazla oldu hocam de, gel bunu yüzde 0,25’e indirelim… 100 bin… Bu rapora bakarsan bütün İstanbul’da can kaybı 14 bin oluyor. Doğru değil.