Levent Üzümcü: Vicdanı hür insanların ülkeyi terk etmesini istiyorlar

Oyuncu Levent Üzümcü, “Anlatılan Senin Hikayendir” oyununu Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde 15 Ocak Salı 20:30’da sergileyecek.

İskenderun’da oynayacağı salon iptal edilen, Antep’te tiyatro sahnesi yokmuş gibi düğün salonunda oynamak zorunda bırakılan Levent Üzümcü İstanbul Kadıköy’de sahneye çıkmaya hazırlanıyor.

Daha önce Kartal’da Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi’nde de oyununu sergileyen Üzümcü 15 Ocak’ta Kadıköy’de sahne alacak.

soL haber merkezinin sorularını yanıtlayan Üzümcü, yılmadan mücadeleye devam edeceğini söyledi.

İskenderun’da ‘yukarıdan’ gelen baskılarla oyununu oynayacağım salon yasaklandı. Antep’te salon yokmuş gibi bir otelin salonunda oynayacaktır. Siyasi linç hayatını idame etmek için kazanman gereken paraya göz dikti. Galiba çekip gitmeni istiyorlar bu memleketten ya da susup biat etmeni. Sen ne yapacaksın peki?

“Burada önemli olan nokta, gelip gitme, kaçma hikayesi, herkesin umudunun tükenmişliği durumu pazarlanıyor aslına bakarsan. Çünkü şöyle bir durum var ki; aklı, fikri, vicdanı hür insanlar birey olarak özgül ağırlığı çok fazla olan insanlardır. Onların toplumu yönlendirme gücü ve gücünün farkına vardığında bunu yapabilme başarısı çok yüksektir. Bu yüzden bu tarz, aklı fikri, vicdanı hür insanların bu vatanı terk etmesi isteniyor. Bütün proje bunun üzerine kurulu. Ama tabii ki hepimizi gönderemeyecekler, herkesi yıldıramayacaklar. Ben o yıldıramayacaklarından biriyim. Tabii ki hiçbir yere gitmiyorum. Tabii ki bununla sonuna kadar mücadele edeceğim. Tabii ki seni öldürmeyen şey seni güçlendirir. Bir de ben inat biriyimdir bu anlamda. İstediğim olsun isterim ama benim isteğim bencilce bir istek değil. Ben bu ülkenin daha aydınlık bir yarına kavuşması için elimden geleni sonuna kadar yapacağım.”

Anlatılan Senin Hikayendir, tüm engellemelere rağmen binlerce seyirci ile buluşuyor. Bu ilginin ne kadarı oyuna, ne kadarı boyun eğmeyen bir sanatçı ile dayanışma duygusundan kaynaklanıyor?

“Çok sıkıştı toplum. Oyunu oynuyorum, gittiğim yerlerde, hiç de dramatik olmayan sahnelerde seyircilerin ağladığını görüyorum. Metnin seyirciye nasıl ulaştığını görüyorum. Tabii bunun çok büyük etkisi var. Bir de birkaç kişi dışında özü çatışma olan sanat hakkıyla yapılamıyor. Hem tanınan oyuncular tarafından hem de hakkıyla yapılan tiyatro sayısı çok az. Ama halk yapılanı ödüllendiriyor, desteğini sürdürüyor. Bu destek çok önemli bir destek. Onun bir parçası olmak istiyor seyirciler ama onların üzerinde bile çok büyük bir baskı var. Bazı yerlerde, örneğin; yurtdışında oyuna gelen konsolosluk görevlileri finaldeki meşhur fotoğraf çekme ritüeli sırasında salondan çıkıyorlar işlerini kaybetmemek için. Bu korku da bir parça, iş ve aş korkusu da iyi ama her şeye rağmen kalkıp geliyorlar oyuna. Göreceğiz…”

Oyunu siyasi bilinci gelişmediği için seni vatan hainliği ile suçlayan halk kesiminden insanlar seyretse sence ne hissederler, ne düşünürler?

“Bununla ilgili seyredenler elbette ki benim elimdeki belge. Son zamanlarda oynadığım birkaç oyun bir krizin üzerine oynanmış oyunlardı. Bir-iki seyirciden “E, ne var bu oyunda? Hepimizin diyeceklerini diyor! Ne ona küfrediyor ne buna küfrediyor. Üç mübadele hikâyesi anlatıyor.” Neden bu oyunu bu kadar engelliyorlar, neden bu adamı engelliyorlar diye soruyor seyirci. Tabii çoğunluğu şunun farkında değil, zannediyorlar ki bu şahıslar, kamu görevlileri, görevini kötüye kullanan bu kamu yetkilileri oyunu yasaklıyorlar, oyunun oynanmasını engelliyorlar zannediyorlar, hayır, benim orada oynamamış engelliyorlar. Benim işim bu, ben bu işten para kazanıyorum. Hayatımı bununla idame ettiriyorum. Yani en iyi bildikleri şeyi yapıyorlar, ekmekle oynuyorlar. Bir insanın ekmeğiyle oynamak en iyi bildikleri şey.”

Devir değişir de bir gün haksız/hukuksuz bir şekilde atıldığın kurumuna, Şehir Tiyatrosu’na geri dönmenin yolu açılırsa ne yaparsın?

“Nasıl olur öyle bir şey bilmiyorum. Dönüp dönmek istemediğimden de çok emin değilim. Bütün haklarımız elimizden alınarak atıldık kurumdan. Birkaç kişiyiz. Bunun peşinden gideceğim ben. Bu kötülük çarkının bir parçası olmadığım gibi o kötülük çarkının yapmaya çalıştıklarına da boyun eğmeyeceğim hiçbir zaman. Umuyorum bir gün öyle bir ülke olur, bir gün gerçekten bu ülkeye adalet gelir ve o adalet gerçekten hukuk çerçevesinde insanlara hizmet eden bir adalet olur. Eğer ben de dönersem kuruma var benim de yapacak şeyler kafamda elbette.”

Yeniden Şehir Tiyatrosu’nda olsan hangi yazarların hangi oyunları sahneye konsun istersin?

“Cadı Kazanı. Arthur Miller. Kesinlikle! Şekspir’in Macbet’i, şöyle güzel bir rejiyle, anlaşılır bir şekilde, herkesin anlayabileceği şekilde. Sonra Maymun Davası. Prometheus. Antigone. Dürenmatt’dan Yaşlı Kadının Ziyaret’i oynansın isterim. Bunlar kalabalık kadrolu ve ancak ödenekli tiyatroların altından kalkabileceği rejilerdir. Ödenekli tiyatrolar niye var ki? Bu tiyatroların kurulma amacı dünya klasiklerini oynayarak Türkiye’nin de bir tiyatro seyircisi oluşturmak, oyun yazarları oluşturmaktı. Kuruluş amacının peşinden gitse hâlâ iyi şeyler yapılabilir ama suya sabuna dokunmaya abuk sabuk işler yapıyor ödenekli tiyatrolar. Bundan da gurur duyuyorlar. Şaka gibi! Umarım bir daha bu duruma düşmeyecekleri bir özerkliğe de kavuşur bu tiyatrolar…”

Bu habere ekleyebileceğiniz bir görüşünüz var mı? İsterseniz, yorumlar kısmına ekleyebilirsiniz.

Yorumları Göster
x
Yorumlar