Bir Arap İsrail’de röportaj verdi: İstanbul’daki ırkçılığı Gazze’de görmedim

- Yorumlar

İstanbul’da yaşayan bir Filistinli göçmen İsrail basınına konuştu. İstanbul için, “Gazze’de bile görmediğim türden bir ırkçılık var” dedi. Arapların 1.Dünya Savaşı sırasında Türklere ihanet etmesinin ders kitaplarında öğretilmesinin de Arap karşıtlığına neden olduğu belirtildi.

İstanbul’a iki yıl önce gelen 20’li yaşlarındaki Nasreen Amirah (gerçek ismi değil), Haaretz’ten Esther Solomon’a yaptığı açıklamalarda Türkiye’de Araplara yönelik ırkçı söylem ve saldırılar olduğunu söyledi.

Amirah, ‘dünyaya açılan bir anahtar’ olarak değerlendirdiği İstanbul’u başlarda ‘kökenine göre değil, yeteneklerine göre’ değerlendirileceği bir yer olarak hayal etse de, gerçeğin çok farklı olduğu görüşünde.

‘İNSANLAR DÜŞMANCA BAKIYOR’

Ülkedeki Arap karşıtlığına dikkat çeken Amirah, “Irkçılık yer yerde. Metrobüste insanlar düşmanca bakıyor. Neden bu kadar incitici olmak istediklerini merak ediyorum” dedi. İstanbul’da Suriyelilere yönelik ırkçılığın Araplara yönelik ırkçılığa evrildiğini söyleyen genç kadın, derin bir hayal kırıklığı içerisinde bulunduğunu belirterek şunları söyledi:

“Gazze’deki arkadaşlar dışarıda işlerin kolay olduğunu düşünüyor. Ancak, burada hayata sıfırdan, yeni doğmuş bir bebek gibi başlıyorsunuz. Bu sorunlar arasında birinci sırada da ırkçılık bulunuyor. Aşırı, Gazze’de bile görmediğim türden bir ırkçılık.

‘ASIL TEHDİT ARAPLAR’

İstanbul’a yaptığım ziyaretlerde, bu ırkçılığın ne kadar yaygın olduğunu gördüğüm çok sayıda örnek yaşadım. İlk akşamlarından birinde, 40’lı yaşlarındaki bir turizmci bana Türklerin bir konuda ortaklaştığını söyledi: Asıl tehdit unsuru olanlar Araplar.

Ülkede iki tür Arap karşıtlığı var. Bunlardan birincisi, doğrudan Körfez ülkelerinden gelenlere yönelik. Onlar zengin, lüks içinde yaşamak ve saç ektirmek için Türkiye’ye gelenler’ olarak değerlendiriliyor. Muhafazakar bir başörtülü Türk komşum, onların Türkiye’de ‘Mercedes’li bedevi’ olarak adlandırıldıklarını söyledi.”

Amirah’a göre Türkler, özellikle Arap erkeklerin Körfez ülkelerinde var olan kısıtlamalardan kurtularak İstanbul’a geldiklerinde sergiledikleri davranışları ‘ikiyüzlülük’ olarak değerlendiriyor.

Amirah ayrıca, Türkiye’de iktidar partisi başta olmak üzere yaygın bir şekilde gözlemlenebilen ‘Filistin’e destek’ söylemlerinin günlülk yaşantısında etkisinin olmadığını söyledi.

Günlük yaşantısında Filistinli olduğu ayırt edilemeyeceği için Amirah ‘Suriyeli’ olarak değerlendiriliyor ve Türkçe biliyor olması bile durumu değiştirmeye yetmiyor.

‘AİLEMİN BUNLARI YAŞAMASINA KATLANAMAM’

İstanbul’da yaşadıklarının kendisini olgunlaştırdığını söyleyen Amirah, Türkiye’ye geldiği için pişman olmasa da burada kalmak istemediğini belirtti. Amirah, İstanbul’un ‘aşırı önyargısı’ ve Türkiye’deki yaygın ve artan milliyetçiliğin olmadığı, çeşitliliğe değer veren ve daha kapsayıcı bir toplumda yaşamak istediğini söyledi:

“Aileme de söyledim, buraya gelmeyi düşünmeyin bile. Onların burada hakaretlere ve bakışlara maruz kalmalarına katlanamam. İstanbul ancak son seçenek olabilir.”

Birleşmiş Milletler verilerine göre Türkiye, 3.6 milyondan fazla Suriyeliyle en fazla göçmen alan ülke konumunda. Resmi verilere göre, bu rakamın yaklaşık yarısı ise İstanbul’da yaşıyor ve şehrin nüfusunun 3.4’ünü oluşturuyor. Bu verilere göre İstanbul, dünyadaki en büyük üçüncü ‘Suriyeli’ şehri.

Solomon’a göre şehirde ‘geçici misafirler’ olarak değerlendirilen göçmenlerin en büyük gerilimi ise işçi sınıfıyla yaşanıyor. Kayıt dışı ve aylık 100 dolar ücret ortalamasıyla çok kötü koşullarda çalışan Arap göçmenler, Türkiye’nin aylık asgari ücretinin üçte birinden daha az bir ücrete çalışıyor olsalar da, ucuz işgücü olarak değerlendirildikleri için daha çok tercih ediliyorlar ve bu sebeple Türk çalışan sınıf tarafından ‘işlerini ellerinden almakla’ suçlanıyor.

Genellikle verilmeyen çalışma izinleri ise, kayıt dışı işçilik pazarını günden güne büyütüyor.

Ancak, ekonomik kriz yükseldikçe ve Türk lirasının değeri düştükçe, Türkler ortaya çıkan işsizlikten ötürü Suriyelileri suçlamaya devam ediyor.

SURİYELİLER ‘ŞEHRİN KÜLTÜRÜNÜ DEĞİŞTİRMEKLE’ SUÇLANIYOR

Ayrıca, İstanbul’daki Suriyeliler ‘kalabalık, şiddet eğilimli ve pis’ olarak nitelendiriliyor ve ‘dilleri ve kültürleri ile şehrin karakterini değiştirmekle’ suçlanıyorlar.

Filistinli eleştirmen Muhammed Shehada da, konuyla ilgili yaptığı açıklamada Gazzeli popüler bir restoran zinciri olan Al-Taboon’un İstanbul’da Türk müşterilere hitap eden bir şube açtığını ancak kısa sürede battığını hatırlattı. Shehada, konuştuğu restoranın eski müdürünün kendisine “Türkler bir Arap restoranından bir şey almak istemiyor” dediğini aktardı.

Bilgi Üniversitesi’nde 2017’de yapılan bir ankette ise, İstanbul’un yüzde 86’ının ‘Suriyelilerin savaştan sonra ülkelerine dönmeleri gerektiğini düşündükleri’ sonucuna ulaşılmıştı.

Öte yandan, Suriyeliler, ülkedeki siyasi parti ve figürlerin de siyasi argümanlarından biri.

İMAMOĞLU: GÖÇMENLER ŞEHRİN RENGİNİ DEĞİŞTİREMEZLER

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Bazı mahallelere girildiğinde dükkan isimlerini bile okuyamıyorsunuz. Burası Türkiye, burası İstanbul. Onlar (göçmenler) şehrin rengini değiştiremezler. Irkçı adımlar atan bir yönetim olmayacağız, ancak bu durum böyle devam edemez. Eğer gerekiyorsa, göçmenler kamplarda eğitimden geçirilmeli” demişti.

Haaretz’e konuşan Rakel Sezer, daha önce gönüllü olduğu Yunan adalarında bulunan mülteci kamplarında göçmenlerin yaşadığı travmaları ve ‘umutlarının yavaşça ölmesini’ izlediğini söylüyor.

Koç Üniversitesi Göç Araştırmaları Merkezi’nden Doğuş Şimşek’e göre ise, Türkiye’deki Suriyeli göçmenlerin genellikle ‘suçlu, dilenci, soyguncu, sömürücü, fahişe, siyaset oyuncağı’ olarak görüldüklerini, ancak ‘birey’ olarak görülmediklerini söylüyor.

ARAP KARŞITLIĞI EĞİTİM SİSTEMİNDE BAŞLIYOR

Suriyeli göçmenler konusundaki tartışmalar, rakamlarla desteklendiğinde ise daha kompleks bir hale bürünüyor. Örneğin, birkaç yıl önce İstanbul’a yerleşen Suriyelilerin çocukları şimdi Türkiye’de okula gidiyor. İstanbul’da yerleşik düzene geçen Suriyeli ailelerden 346 bin 330 bebeğin dünyaya geldiği biliniyor.

Öte yandan, Solomon’un haberinde Türkiye’deki Arap karşıtlığının çocuklara verilen eğitimle başladığı bilgisi veriliyor. Tarih kitaplarında ‘Arapların 1. Dünya Savaşı yıllarında Türklere ihanet ettiğinin aktardığını’ hatırlatan Solomon, ‘Türklük’ kavramının yalnızca Araplara değil, Kürtler, Ermeniler ve Rumlar gibi diğer etnik unsurları ayrıştırmak için kullanıldığını vurguluyor.

Bu diskurun siyasi alanda da kendisini gösterdiğini belirten Solomon, yerel seçimler döneminde İmamoğlu’na yöneltilen ‘Pontus’ suçlamalarını bu durumun bir örneği olarak açıklıyor.

x