Toplumsal cinneti önlemenin yolu, insan hakları eğitiminden geçer

İnsan hakları uzmanı yazar Şebnem Şimşek, “İnsanın insanca yaşamasını istemek yeterli midir? Bunun için ortaya iyi eylemler koymak ta gereklidir.” dedi ve ekledi:

Yaşamın temeli sarsılınca, güçlükler karşısında güçten düşme, zayıflayan insan ilişkileri sosyal dışlanmalar yaratmaktadır. Kişilerin yaşadıkları olayların durumunun doğru değerlendirilmesi önemlidir. İnsani hallerin boyutunu iyi kavramak gerekir. İnsana değer veren muameleleri görmek, göstermek ilgiyle alakalı, davranışla bağlantılıdır. Vurdumduymaz davranışları hak temelli göstergelerle, yönetmeliklerle dönüştürmek mümkündür. Toplumun ön yargısını kırmak ancak sosyal içerme ile olanaklıdır. Sosyal içerme, “yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altındakilere olanaklar yaratan ekonomik, sosyal ve kültürel hayata tam katılımları için gereken kaynakları sunan ve yaşadıkları toplumda “normal” kabul edilen hayat standartlarını ve esenliği temin eden süreçleri tanımlar. “ İnsan haklarının ön gördüğü de ihlaller yaşanmadan önlemlerin alınmasıdır. Değer harcanmasına yol açan görmezden gelmeler yine insanlığa zarar vermektedir. Bu bağlamda herkese sorumluluk düşer.

Ruh Sağlığı Uzmanı Agah Aydın, “Karnını doyuramadığı için intihar eden, otizmli çocukları yuhalayan yetişkinlerin olduğu bir toplumun ruh sağlığını, psikiyatrisi ve psikologlardan medet umarak değil; eğitim sistemini yenileyerek, işsizliği önleyerek, hak ve özgürlük taleplerini karşılayarak iyileştirebilirsiniz” demiştir. Toplum daha fazla yara almadan insan hakları bilgisine başvurmak gerekmektedir.

Şu anda ülke olarak en büyük ihtiyacımız, olan bitenlere felsefî değer bilgisi ve insan hakları bilgisiyle bakmak ve o zaman gördüklerimize dayanarak yarını oluşturmaktır. Prof. Dr. İoanna Kuçuradi

Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin Başkanı Prof. Dr. İoanna Kuçuradi der ki; “İnsanlaşma sorunu, insan hakları sorunu olarak karşımıza çıkar. Savaşın, nefret dilinin, kötülüğün revaçta olduğu bu zamanlarda insanı bütün alt kimliklerinden bağımsız düşünüp sadece ama sadece insan olarak ele alıp ona haklarını teslim etme çabası içerisinde olmak tarihe çok önemli bir not düşmektir. Bir kavram ne zaman tehlikeli olur? İçeriği bulanık olduğu halde, herkes bu kavramı bildiğini sanınca. Korkarım, insan hakları tehlikeli bir kavram olmuştur bile. Felsefe onları yeniden ele almalı, içeriklerini didiklemelidir. İnsan haklarını koruma sorunu, felsefi, etik ve siyasal bir sorun olarak görünüyor. Felsefi bir sorundur, çünkü insan hakları kavramının açıklığa kavuşturulmasına – bu hakların getirdikleri konusunda daha sağlam sonuçlar çıkarmamızı sağlayabilecek bir açıklığa- şiddetle ihtiyaç vardır. Etik bir sorundur, çünkü günlük yaşamda bu haklara saygı gösteren ya da onları çiğneyen kişilerdir; kişilerdir olayları ya da kamu görevlisi olarak verdikleri kararlarla korunmalarına katkıda bulunan. Ayrıca siyasal bir sorundur; çünkü bütün yurttaşların insan olarak olanaklarını geliştirmeleri, “korku ve yoksunluktan uzak” yaşayabilmeleri için gerekli koşulları doğrudan doğruya veya dolaylı olarak sağlamak, her devletin görevidir. “